28 Mart 2015 Cumartesi

Maktül Perişan

Dönüyor, her şey dönüyor. İşte o vakit hiçbir şeyi ayırt edemiyorum. Öyle bir kasvet ki bu, çektiğim acının bile hissedilebilir bir yanı kalmıyor. Duvarları ihtimallerle örülmüş bir boşluktan başka bir şey değil, ve ben durmadan düşüyorum. Ne yaptığımı bilmiyor. hissedebildiklerimi artık hissetmiyor, git gide şu bedbaht hayattan koptuğumu, belki de hiç tutunamadığımı düşünerek bu dinmez azabın hakkını veriyorum. Bi' dünya başım dönüyor. Artık dört duvar içerisinde değilim, bu duvarlar benim içimde. Bu raddeden sonra akan kan da kırmızı değil. İçimde zift gibi koyu bir sıvı dolaşıyor. Tüm varlığımı ve kudretimi aldığım bu zehir, bana yaşama ümidi vermiyor. Bana ileride aydınlık günlerin tüm ihtişamıyla bizi beklediğini söylemiyor. Bana hiçbir şekilde bir umut kırıntısı dahi vermiyor. Bense artık bütün bu bahtsızlıklar içerisinde ufakta olsa kayda değer bir şeyler arıyorum. Mevzu, anlaşılmak değil; anlaşılmamak hiç değil. Asıl mevzu her yaramıza acımasızca ve umarsızca bir şekilde gem vurmamız, mağlubiyetimizi damarlarımıza kadar müthiş bir mahçubiyetle hissetmemiz. İşte böyle böyle birbirleri arasında fark olmayan günlere maruz bıraktık kendimizi. İşte böyle yitirdik hazan vakti açan güneşimizi. Ben böyle kaybettim saadete uzanan o uçsuz bucaksız yolumu. En güzel ben kaybettim hatta, en azından hakkımla kaybettim. Kimseye ilişmeden, kimseyi yarı yolda bırakmadan, bir başkasının tutunduğu dala uzanmadan kaybettim. Velhasılı kelam güzel kaybettim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder