Bir şeyin doğru olup olmadığına nasıl karar verirsiniz? İlk duyduğunuza mı, en çok duyduğunuza mı? Yoksa işinize gelene mi? Ya da başkalarının doğrularını mı sahipleniyorsunuz? Gelin bu sorulara birlikte cevap bulalım.
Bir şeyin doğru olup olmadığı o kadar da önemli değildir. O doğrunun ne gibi sonuçlar doğuracağı da önemli değildir. Çünkü bizim gördüklerimizden başka, her zaman anlamadığımız ve kaçırdığımız hatta gereksiz bulduğumuz halde başka yerde mana kazanan olaylar olacaktır. Ve her doğrunun sonucu bazılarına cazip gelirken bazılarına antipatik gelebilecektir.
İlk önce şunu aklınıza bir yerleştirin. HER DOĞRU DOĞRU DEĞİLDİR. Ne diyor bu diyebilirsiniz hatta fark yaratma çabası altında saçmalıyor da diyebilirsiniz. Ama sizin bir doğrunuz hatta en doğrunuz bir başkasının kati surette kabul edemeyeceği ve de benimseyemeyeceği koca bir yanlış olabilir. Doğrularınız çevre bilincinden ve vicdani duygularınızdan geçerek oluşur. Bu noktada bilinç emsali görülmemiş işlemlerden geçiyor ve kendine en yakın olanı benimsiyor. Bu bilincin oluşmasında yetiştirildiğimiz çevre, aldığımız eğitim, sosyal hayatımız ve kendi içgüdülerimiz rol alır. İşte bu yüzdendir ki yardıma muhtaç birine yardım etmek doğru gibi gelebilirken, ona yardım etmeyip kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamakta kimilerine doğru gelebilir.
Bilimsel verilere dayanarak doğru bilgiyi bana savunabilirsiniz ama ben ona da çok güvenmeyin derim. Malum ortalık binbir hevesle ortaya atılan teoremlerle ve o teoremleri çürüten başka teoremlerle dolu. Aslında bir konu hakkında bir çok aforizmalarda bulunulabilir. Ama ben doğru bilginin mümkün olamayacağına inananlardanım. Tamam Sokrates büyük adam ama ilah değil ya elbette yanlış yapabilir ki burda yanlışı yapan bende olabilirim. İşte bunu kastediyorum. Yanlış anlamayın belirsizlik var demiyorum. Eğer insan doğrusundan bahsediyorsak her zaman bir konu hakkında birden fazla doğru olabilir diyorum. Misal örnek veriyorum. Tarihteki ilk terörist: HASAN SABBAH. Adam sahte cennet yaratarak insanların aklını başından almış ve onları cennetin anahtarını kendi elinde olduğuna ikna etmiş. Bunu yaparken insanların doğduklarından beri çevreden duydukları din üzerine doğrularından yararlanarak yapmış ve kendi doğrusunu oluşturarak insanlara hükmetmiş. Hasan Sabbah aslen bir din adamıdır ve ancak uyuşturucuyla tanrıya ulaşabileceğine inanmıştır. Bu doğrusuyla hareket etmiş insanları bu doğrularına inanmalarını sağlamıştır. Ve bunları yaparken ön planda bencilliği ve kibri değilde milliyetçi tavrı vardır. Onca şeyi intikam duygusuyla yanıp kavrularak değilde halkı uyandırmak ve bilinçlendirmek için yapmıştır. Psikolojiden yararlanmış ve başarıya ulaşmıştır. Bu durumda günümüzde onun yaptıklarını doğru diye nitelendirecek birilerinin olduğunu sanmıyorum. Ama düşünürsek başarıya ulaşması bir doğru belirtisi değil midir? Hayır diyebilirsiniz ama bugün sizinde doğrularınız bunun gibi etkenler sayesinde oluşuyor. Doğduğunuz ortama uyarak ilk duyduğunuzu savunuyorsunuz ve hiçte kolay vazgeçmiyorsunuz. Yada çoğunuzun mantığı şudur: "herkes mi yanlış yapıyor yani çoğu insan A diyorsa cevap A dır" gibi. İnkar yoluna gidebilirsiniz ama bu bir iki dakika düşünmenize bakar. Bana gelipte "deniz mavidir ve bu doğrudur" derseniz işte o noktada tereddüte düşerim. Ama "Suzan bu konuda yanlış yapıyor" derseniz bunun doğru olduğu kanaatine varmam. Aradaki fark belkide duygular ve yaptığımız gözlemlerdir. Kesin yargılara varmayı sevmem. Belkide eldeki bilgileri aynı kefede değerlendirmek yanlıştır. Belki de tüm sorun illede kesin bir yargıya varmaktır.
Bu yazıyı yazış amacım, size ters düşecek doğruların olabileceğini ve bu doğruları illa benimsemek zorunda olmadığınızı belirtmek. Harekete geçmeden önce bir daha düşün hatta bir daha. Çünkü doğrular her zaman doğru olmayabilir..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder