“Bu yazıyı okumak kaderinizde varmış” demem için sizin
kadere inanmanız gerekir. Eğer kadere inanmıyorsanız bu yazıyı şans eseri ya da
tesadüfen okudunuz. Peki bu kader dediğimiz olay nedir, ne değildir ? Nasıl
açıklanır ve nasıl inkar edilir ? Bugünkü yazımızda kader olgusunu benimseyen ve
reddeden birkaç teori üzerinde duracağız.
Laplace şeytanı,
bizim şans olarak tanımladığımız rastlantısal olayları açıklamaya yönelik bir
teoridir. Parayı attığımızda yazı ve ya tura gelmesi bizim için yüzde ellilik
bir şans iken Laplace’ye göre sonucu değiştirmek bizim elimizdedir ve aslında
şans diye bir şey yoktur. Açmak gerekirse parayı atış hızımızı ve açısını, yerçekimi
ivmesi, rüzgarın yönü ve şiddeti gibi değerleri bilirsek hesaplamalar sonucunda
paranın yazı mı tura mı geleceğini belirleyebiliriz. Fakat biliyoruz ki, o
kadar kısa sürede bunu hesaplamak insanoğlunu aşacak derecede zor. Ve yine
biliyoruz ki bizim bunu yapamayacağımız, imkansız olduğu anlamına gelmiyor.
Adam Fawer’in kitabında da sözü edilen ve “… bir an için doğanın
tüm güçlerinin ve bunu oluşturan tüm varlıkların konumlarını anlayabilen bir
canlı olduğunu düşünürsek –ve bunun bu verileri inceleyebileceğini de
düşünürsek- aynı anda evrendeki en büyük varlıkları ve en küçük atomları da
hesaba katarak bir hesap yaparsa hiçbir şey belirsiz değildir ve gelecekte
geçmiş gibi gözlerinin önüne serilir” diye anlatılmıştır.
Sonuç olarak
Laplace kadercilerin teorisidir ve geleceği bilebilecek tek varlık Tanrı’dır.
Yani Tanrı var ve kader mümkündür.
Diğer bir teori
ise Heisenberg’in Belirsizlik ilkesidir.
“Elektronun herhangi bir yeri ve hızı aynı anda belirlenemez”
diye ortaya atılan teori, fiziksel dünyada her zaman bir belirsizlik olduğunu
ileri sürmüştür. Bir şey ne kadar kesin olursa bir o kadar da belirsiz olur. Bu
da takdir edersiniz ki bir nevi kader görüşünü ortadan kaldırır. Hiç bir şey kesin olarak bilinemez ve buna
binaenaleyh kader diye bir şey söz konusu olamaz. Daha çok ateist kesimin
sığındığı bu teori daha sonralarda Hooft tarafından çürütülmeye mahkum
edilmiştir. Bir atom parçacığının nerede ve ne hızda hareket edeceğini 43
saniye önceden tespit eden bir model geliştiren Hollandalı fizikçi Hooft,
semavi dinlerin savunduğu kader kavramına karşı çıkan bilim adamlarının dayanak
gösterdiği teoriyi çürüttü.
Fakat
unutmamakta fayda var, bu teoriler “kader” baz alınarak ortaya atılmamıştır. Dolaylı
olarak kader ile ilişkilendirilmişlerdir. Kader inandığımızdır. Kaderin varlığı
ve ya yokluğu eninde sonunda bir gün anlaşılır. İnanıp ya da inanmamak sadece
sonucu etkiler.
Sevgili
vatandaşlarım kaderde varsa yine buluşuruz ya da bir gün yine rastlaşırız.
Sağlıcakla..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder